• Bağlantılarım

Son Sıcaklık

7/9/2009 · Kategori: Siir

SON SICAKLIK

 

gittin

kapı kollarında bırakarak

son sıcaklığını

 

yarım kaldı şimdi

bütün cümlelerim

vagonlarından ayrılmış

lokomotif gibi

 

rüzgar geziyor şimdi

ellerinin ellerimde bıraktığı

sıcaklıkta

 

söyle;

titreye titreye

hıçkıra hıçkıra

nasıl geçer

bu ömür

sensiz

 

09.03.2009

 

Erkan Ergül

Göklerdeki Trabzon

7/9/2009 ·

GÖKLERDEKİ TRABZON

 

            Yaklaşık bir asır önce Ruslar; 1810 yılının sonuna doğru onsekiz parça gemi ile Trabzon kıyılarına bir çıkarma teşebbüsünde bulunarak Akçaabat ilçesinin Sargana mevkıine baskın yaptılar. Rus askerleri bir yandan Ahanda (Kavaklı Beldesi) köyünü ateşe verdiler, bir yandan da siperler kazıp yerleşmeye başladılar.

 

            Silahını kapan Ahandalı kadın ve erkekler Ruslarla çarpışmak üzere kıyıya koştu. Akçaabat Ayanı Sakaoğlu Mahmut Ağa, derhal halkı silah altına çağırdı. Eşi Uluvve Hatun da silahlanıp konağın önüne, Ağa’nın yanına geldi. Kısa sürede bütün Akçaabatlılar bir araya toplanarak önlerinde ve at üzerinde Ağaları ile Hatunları olduğu halde Ahanda’ya doğru düşman üzerine yürüdüler. Uzun süre Trabzon milletvekilliği, bakanlık ve başbakanlık yapmış olan Hasan Saka’da bu aileden Yunus Efendi’nin oğludur.

 

            Baskın haberi Trabzon’a varınca Vali Çarhacı Ali Paşa, atlı fedailerinin başında Akçaabat’ın yardımına koştu. Bu sırada Ahandalılar ve Üstürkiye’li Kanberoğlu Memiş Ağa’nın komutasındaki köylüler Ruslarla savaşa başlamışlardı. Öğleye doğru savaş çok şiddetlenirken Akçaabat merkezinden gelenler de savaşa katıldılar. Yarım saat kadar sonra Trabzon Valisi Çarhacı Ali Paşa imdada yetişip savaşa girdi. Ve laz başlıklı Trabzon fedaileri tozu dumana katarak savaş yerine akmaya başladılar. Üç koldan girişilen saldırılarla savaş son derece şiddetlendi. Düşman gemileri top ateşi ile savunmayı kırmaya çalışıyordu. Buna Akçaabat’ın Kireçhane tabyasındaki toplar karşılık verdi. İskefiye ile çevre köylerden gelenler de savaşa katıldılar. Akşam hava kararınca iki taraf da ateşi kesti.

 

            Ertesi günü, gün ağarırken Trabzon Valisi Çarhacı Ali Paşa tekrar saldırı emri verdi. Rusların birinci ön siperleri kısa sürede ele geçirildi. İkinci siperler için korkunç bir boğuşma başladı. Kadınlar da, Hatunlarının komutasında ayrı birlik halinde savaşıyorlardı. En önde bir nefer gibi savaşan Trabzon Valisi Çarhacı Ali Paşa yaralanması bile savaşın şiddetini düşürmedi. Sonunda Ruslar açıkta bekleyen gemilerine kaçmaktan başka çare bulamadılar. Akçaabatlılar da Rusların kaçtığını görünce, saldırı üzerine saldırı düzenlediler. Bu taarruz karşısında şaşkına dönen Ruslar, birbirlerine ezercesine kayıklara koştular. Biraz sonra da kıyıda kalanları beklemeden, Rus donanması kıyıdan ayrılmaya başladı. Kıyıda kalıp kaçamayan Ruslar ise, teslim olmak zorunda kaldılar. Bu savaş, Trabzon halkının zaferiyle sonuçlanırken tarihte de Sargana Destanı olarak yerini alıyordu. 

 

            Terme’ye yerleşerek orayı anavatan yapan savaşçı Amazon kadınlarını hatırlatan Akçaabat kadınları tarihe eşsiz bir kahramanlık ve yurtseverlik destanı armağan ettiler. 921 erkek şehidin yanında 49 da kadın şehit verildi ve Akçaabat’taki şehitliğe defnedildi.

 

            Savaşa katılmak üzere yardıma koşan Rize, Of, Sürmene halkı zaferi Yanbolu Deresi’nde, Tonyalılar Kalanima Köyü’nde, Vakfikebirliler ile Göreleliler ve Tirebolulular Ağsar Bucağı’nda aldılar ve sevinç gösterileriyle geriye döndüler. [1]

 

            1800’li yıllardaki ulaşımı düşünecek olursak, gecikmenin nedeni ortaya çıkmaktadır. Atlı ve yaya olarak onca yolu yürümeyi göze alan kahramanlar, Akçaabat ve Trabzon fedailerini ne olursa olsun yalnız bırakmamayı kendilerine görev bilmişlerdi. Kurtuluş Savaşını gerçekleştiren, Kuvayi Milliye ruhunun temelinde de işte bu vatanperverlik yatmaktadır.

 

            Trabzon insanının vatanseverliği, vatanını sevmesinden geliyor. Günümüzde buna çeşitli yakıştırmalar yapsalar da, bu sevgi asla bitmeyecek. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, Hamidiye Zırhlısıyla Trabzon’u ilk kez 15 Eylül 1924  tarihinde ziyaret etmiştir. Belediye tarafından ikametgahında onuruna verilen akşam yemeğinde, Belediye Başkanı Kazazzâde Hüseyin Efendi’nin konuşmasından son derece duygulanan Mustafa Kemal, Trabzon’lulara belki de manevi anlamda en büyük mirası şu cümlelerle armağan ediyordu;

 

            “Arkadaşlar beş sene evvel ilk defa Samsun’a ayak bastığım zaman bana kuvvet-i kalb veren vatandaşlarımın ilk safında kahraman Trabzonluların bulunduğunu asla unutmayacağım. Sakarya melhame-i kübrâsına üçüncü fırka ile yetişen Trabzon evlatlarının meydân-ı muharebede gösterdikleri fedakarlıkların kıymetli hatırası daimâ dimağımda menkuş kalacaktır. Bu vatanperver halka, o kahraman evlatlara mâlik olan bu kıymetli memleketinizi bir Ermenistan mahreci veya muhayyel bir Pontus krallığı ülkesi yapmak talep ve tehditleri ne meş’um idi. Şüphesiz  kâbuslar ilelebed hayal olmuştur”[2]

 

            Kurtuluş Savaş’ından bitap düşmüş Türkiye Halkı için artık yeni görevler, yeni hedefler belirlenmişti. Buda yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni muhasır medeniyetler seviyesine taşımaktı. Bunun da ilk kıvılcımlarını yine Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yapılan devrimlerde görüyoruz. Fakat bu devrimlerin hayata geçirilmesi için, halkın desteğine de ihtiyaç vardı. Ve o destekte tabi ki, halk tarafından büyük bir istekle karşılanmıştı.

 

            Her alanda büyümek için atılımlar yapan Türkiye Cumhuriyeti, Hava Kuvvetleri içinde bir şeyler yapması gerekmekteydi. I nci Dünya Savaşı patlak verdiğinde elimizde sadece 7 pilot ve 6 uçak vardı. Almanya’dan sağlanan uçaklarla filo genişlemiş olsa da, savaş bittiğinde elimizde kala kala sadece 100 uçak kalmıştı.

 

            Savaş esnasında ihtiyacına en çok gerek duyulan bu hava vasıtalarının temin edilebilmesi, savaş sonrası zordu. Türk Milletinin ve Vatanın kurtarıcısı, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder ATATÜRK'ün yol göstericiliğinde, 16 Şubat 1925 tarihinde "Türk Tayyare Cemiyeti" adı altında kurulan Türk Hava Kurumu, Büyük Türk Milletinin maddi ve manevi desteği ile yaşayan, havacılığı benimsetmek ve sevdirmek için görev yapan bir kurum kimliğiyle hayata geçirildi.

           

            Yurt genelinde başlatılan seferberlikle, İl, ilçe demeden bütün halk kampanyalar düzenleyerek, para toplamaya ve uçak alınması için önayak olmaya başlamışlardır. Bu yardımlaşmanın meyveleri de kısa sürede alınmaya başlamıştı. Halkın bağışlarıyla alınan bu uçakların her birinin üzerinde hangi şehir veya ilçenin bağışlarıyla alındığını belirtmek amacıyla o yerleşim biriminin adı başlangıçta eski yazıyla, Harf Devrimi’nden sonra da yeni harflerle yazılmış bulunmaktaydı. 

 

            Bu arada THK’nun kuruluşuna öncülük etmiş olan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, bu kuruluşu ve bu kuruluşa yaptıkları bağışlarla silahlı kuvvetlerimize 300 civarında uçak kazandıran halkımıza bir şükran ifadesi olarak yurtiçi turların yapılmasını emretti. 1933 yılında 3 Breguet-19’dan oluşan filo bütün yurdumuzu gezdi. Cumhuriyet’imizin 10 ncu. yıl kutlamalarına uçaklarıyla katılan Sovyet Heyeti’nin ziyaretlerini iade etmek maksadıyla Moskova’ya 5 uçaktan meydana gelmiş bir grubun ziyareti düzenlendi. Sivastopol ve Harkov’da kaldıktan sonra Moskova’ya intikal eden uçaklarımız büyük bir coşkuyla karşılandı. “1 Mayıs 1934” gösterilerine katılan uçaklarımız daha sonra Harkov-Zaporojne üzerinden Bükreş’e gitti ve 15 Mayıs’taki “Kahramanlar Günü” gösterilerine katıldı. Bilahare İstanbul üzerinden Eskişehir’e dönüldü.[3]

 

            Bu uçakların en büyük özelliği tamamının Türk Hava Kurumu vasıtasıyla vatandaşlardan toplanan bağışlarla alınmış olmalarıdır.

 

            “Trabzon Göklerde” diye başlık atmamızda boşuna değil elbette. Tarihe çeşitli kahramanlıklarla isimlerini yazdıran Trabzon’lular, elbetteki göklere de yaptıkları yardımları vasıtasıyla isimlerini yazdırmayı başarmışlardır. Trabzon’da, Sürmene’de ve Akçaabat’ta toplanan yardımlarla, Türk Hava Kurumu vasıtasıyla 9 adet uçak alınır. Ve bu uçaklara TRABZON (4 Ad.) , SÜRMENE (3 Ad.)  ve AKÇAABAT (2 Ad.) isimleri verilerek, mavi göklerde gururumuz olarak dolaşırlar.

 


TRABZON - 3  TAYYARESİ Breguet Bre.19.A2/B2/7.A2/7.B2

 


TRABZON - 4  TAYYARESİ Breguet Bre.19.A2/B2/7.A2/7.B2


AKÇAABAT TAYYARESİ

Fotoğraf üzerindeki yazı : "Tayyare cemiyeti şubesi heyeti idarisi, sabahtan itibaren şube önünden geçerken alkışlandılar."

 


AKÇAABAT TAYYARESİ

Fotoğraf üzerindeki yazı : “Tayyare limana indikten sonra denizden çekilen fotoğrafı.”

 

            Doğu Karadeniz’de yardım yaparak ismini göklere yazdıran diğer il ve ilçelerimiz ise şöyledir; Artvin, Bafra (3 Ad.), Çarşamba (2 Ad.), Fatsa (3 Ad.), Giresun (2 Ad.), Görele (2 Ad.), Ordu (2 Ad.), Rize, ve Samsun (4 Ad.)’dur.

 

            Trabzon bir şehirdir… İnsanıyla, doğasıyla, deniziyle, kültürüyle… Kısaca Trabzon Türkiye’nin, atmosfere açılan yaşam tünelidir…                                                                               

Erkan ERGÜL



[1] Trabzon Tarihi Fetihten Kurtuluşa Kadar-Mahmut GOLOĞLU

[2] Anabasis’ten Atatürk’e Seyahatnamelerde TRABZON-Veysel Usta

[3] http://www.tayyareci.com/bagisucak/index.asp

Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…

7/9/2009 · Kategori: Trabzonspor

Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni… (*)

 

            2 Ağustos 1967 günü güneş deniz başlarını yakmaya başlamış, martılar faroza gelen ilk balıkçı teknelerini çığlık çığlığa karşılamışlardı çoktan. Yeni bir çocuk doğmuştu o sabah, günlerce süren yoğun tartışmaların ardından. İdmanocağı, İdmangücü, Karadenizgücü ve Martıspor'un birleşmesi ile doğan bu çocuğa, Trabzonspor adını vermişlerdi. Hızla büyüyen bu çocuk emeklemeden delikanlılık çağına geldiğinde, futbol sahalarında gövde gösterisine çıkması artık kaçınılmazdı. Ama bir sorun vardır, giyeceği elbisenin rengine karar verilmediği için… Birleşmeleri onca tartışmaya neden olan Güç ve Ocak rekabetinin, dikilecek elbisenin renginde yaşanmaması için, bu takımların kullandıkları renk dışında bir renk belirlenmesi gerekiyordu. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da alevli tartışmalar yaşanmadı değil tabi ki. Bugün olduğu gibi takım üzerinde taraftarın etkisinin fazlaca görüldüğü bir ortamda, kısa sürede sorunu çözmekten başka alternatif kalmamıştı. Sonunda Trabzon ve Karadeniz'in sembolü olan Hamsi üzerinde duruldu. Hamsinin gümüş mavisi rengi ve gözlerinin bordosu dikkate alındı. Böylece şehirde bir süredir devam eden renk kavgası sona ermişti ve Trabzonspor Bordo-Mavi renklere kavuşmuş oldu. Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…

 

            1975-76 sezonunda takımın başında teknik sorumlu olarak Şükrü Ersoy’u görürüz. O yıl birinci yarıyı lider bitiren takımın ismini okuduğumuzda, en ezeli rakibimize rastlıyoruz. Fenerbahçe… Sezon ortasında değiştirme geleneğimizin bu yıllara dayandığını görüyoruz, devre arasında teknik sorumlu olarak Ahmet Suat Özyazıcı’nın getirilmesiyle. Galip gelene iki puan verildiği o sezon, Fenerbahçe dört puan öndeydi. Haftalar, aradaki puan farkını kapatmış ve Fenerhabçeyle Trabzon’da dönüm noktası sayılabilecek bir maça çıkılıyordu. Tribünlerde iğne atsanız yere düşmez. Rüzgar önce hastane tarafındaki kale arkasında bulunan bayrakları dalgalandırdı. Ardından rakip takımın ağlarını… Atak üstüne atak geliştiren Trabzon’un bıçkın delikanlıları, aradığı golü bulur ve Fenerbahçeyi 1-0 yenerek liderlik koltuğuna oturur. Artık rüzgar iyiden iyiye esmeye başlamıştı, Karadeniz’den İstanbul’a doğru. Sezon sonuna gelindiğinde ise, şampiyonluk kupasının ışıltısı bütün Anadolu’yu aydınlatıyordu, bizim uşakların ellerinde… Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…

 

            1977 yılında onuncu yılını kutlayan delikanlı, Ankara’da Ankaragücü karşısına çıkar. Bu maçı yönetecek hakem listesinin başındaki isimde ise şöyle yazar. Doğan Babacan... O gün verdiği kararlarla futbolcuları çileden çıkaran Babacan’a ilk tepki, deli fişek Faroz delikanlısından gelir. Ali Kemal gol atıyor vermiyor… Faule maruz kalıyor vermiyor… Atağa kalkıyor, ofsayt ile kesiyor. Artık dayanacak gücü kalmayan Ali Kemal’in Karadeniz dalgaları gibi köpürüp gelen öfkesi, ayakkabılarını orta sahada çıkarıp, oturma eylemi yaparak gösterir kendisini. Hakemin Ali Kemal’in yanına gidip, “kalk yoksa atarım seni” demesi bile gözü kara bıçkın delikanlının kararını değiştirmez ve tarihi cevabı verir. “Atarsan at”. Bu tepki üzerine, Ahmet Suat hoca girer sahaya ve Ali Kemal’i yatıştırır. Olaydan sonra Ali Kemal’le ilk karşılaşmasında itirafta bulunur Doğan Babacan; “Yan hakemler beni yanılttı” Tıpkı bugünlerde olduğu gibi... Ali Kemal bu; ne zaman ne yapacağı belli olmayan deli fişek faroz delikanlısıydı çünkü. Liverpool’lu Callahan’a çalım attıktan sonra tıkımı motive etmek amacıyla, bugün kim horon oynayabilir ki! Faroz’da balık yapıp, ardından maça çıkan faroz delikanlıları yine aynı süratle futbolu faroz kesmesi gibi oynadıktan sonra, mangaldaki balıkların başına dönüp kutlamaya kaldıkları yerden devam etmelerindeki bu doğallığın, kardeşliğin, dostluğun başarının anahtarını olduğunu acaba biliyorlar mıydı? Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…

 

            Avrupa Birliğine girdik, girmedik tartışmaları süre dursun, onurlu bir şekilde ülkemizi Avrupa’nın yeşil sahalarında temsil eden bir grup insan var ki, bunlar sırtlarına geçirdikleri bordo-mavi forma ile ülkeye gurur yaşatmaktan başka hiç birşey düşünmezlerdi. Cemil’le Liverpool, Tuncay’la İnter, Hamdi’yle Barcelona, Hami’yle Lyon ve Orhan’la Astom Villa dize gelirken, Avrupa’da başarısı olmayan ve bugün göğüslerine taktıkları yıldızlarla övünenlerin bile ayakta alkışladığı, Anadolu’da ki takımlara pasaport almayı öğreten bir Trabzonspor. Avrupa’da herkes gol atar ama, yerlinin yerlisi Füzeci Hami gibi, jenerik golünü kimse atamaz, gıptayla anlatırdı spikerler ciğerleri parçalanırcasına bağırarak… Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…

 

            Ahmet Suat Özyazıcı-Özkan Sümer arasındaki bayrak yarışıyla kazanılan başarıların ardından, 80’li yılların başında yaşanan değişim rüzgarları Kuzeyin delikanlısını da etkiler ve teknik sorumlu olarak bırakın şehir sınırlarını, ülke sınırlarını da aşarak ikinci kapımız sayılan Almanya’dan Sunderman gelir, son dermanmış gibi lanse edilerek. Ama son derman, yeşermekte olan umutları daha çimlenmeden karartırken, gelecekte yaşanacak kara günlerinde habercisi gibiydi. Yerli teknik direktörden vazgeçenler, elbette ki yerli futbolcunun yerine de göz dikmişlerdi. Moda olanı yapmak adet olmuştu artık. Fakat modanın estirdiği rüzgar, hiçbir zaman istenen elbiseyi dikememişti kuzeyin oğluna. Ya küçük geldi koltuk altlarından sökülerek, yada büyük geldi 2-3 maç sonra üzerinden düşerek… Hatalar zincirine eklenen her halka, umut diye sunulsa da, karanlık günler efsaneyi iyice dibe vurdurur ligde kümede kalma savaşı vermesiyle. Ve her karanlığın ardından güneş açacağını en iyi bilen kuzeyliler, her yeni sezona “Bu yıl şampiyonuz” parolasıyla girerek, yüreklerinin tek aşkına nağmeler yakmayı da asla eksik etmezler. Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…

 

            Başarı beraberinde bir takım sorunları da getirmiştir. Artık korkulan, rakip karşısında bacakları titreyen, Trabzon’da ki maçları oynamadan mağlup kabul eden istanbul’un üç kız kardeşi, bir şekilde bunu önlemeliydiler. Bunun da tek yolu, Fatih Sultan Mehmet’le yıkılan Bizans entrikalarını, sahaflardan, yedi kule zindanlarında bulup yeniden uygulamaktı. Hakemleri, federasyonu ve medyayı etkin bir şekilde kullanarak, Trabzonspor üzerinde her yıl yeni oyunlar sahneye koymaya başlarlar. Her transfer döneminde yıldız futbolcularımızı İstanbul’a pazarlayan medya, başarıya spor sayfalarında yer vermezken, küçük bir olumsuz tabloyu ballandıra ballandıra anlatıp, moral bozmayı da asla ihmal etmez. Ellerinin tersiyle milyon dolarları itenlerin bu gururlu davranışı karşısında ezilenler, hakemlerle saha sonuçlarını kendi lehlerine çevirmeyi düstur edinmişlerdir. Bunun neticesinde de “Senin gücün, karanlığı yırtacaktır” sloganıyla 20 bin kişinin yer aldığı hiçte azımsanamayacak taraftar topluluğu ile bütün bu haksızlığa karşı demokratik eylem yapılmıştır. Amaçları iki gazete fazla satmak olan yazılı basın ile, iki reklam daha fazla izletip hesap cüzdanlarındaki sıfırları çoğaltmak olan görsel medya elbette ki Trabzonspor’un bu onurlu duruşunu kendine yediremez ve sadece küçük başlıklarla geçiştirir. Ama bizim bu onurlu duruşumuz onların arşivinde yeteri kadar yer bulmasa da yıllar sonra bile olsa hazırlanacak Türkiye Tarihinde yer bulacağı kaçınılmazdır. Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…

 

            Beş yıla bir yıldız! Onların üç yıldızına bizim bir yıldızımız bedeldir. Nihat Genç’in söylediği gibi, “1967’den şampiyon olduğumuz yıla kadar her yıl, otobüsle iki gün süren, iki gün de dönüşü süren deplasmanlar... Bandırma, Balıkesir, Düzce, Adana Demirspor deplasmanlarında, yollarında Trabzonspor’un futbol aşkıyla, parasız, yoksul, tertemiz bu çocukların Anadolu yollarında çektikleri, hangi imkansız, inanılmaz, şartlarda futbol oynadıkları bugün bile dile getirilemez. İkinci Lig’de uzun yılar kalmamızın sebebi bu uzun yollardır, o günlerin otobüsleri Ankara-Trabzon arasını dahi iki günde, üstelik gece konaklaması yapılarak gidiliyordu. Lige geldiğinizde dahi, üç kızkardeşler, Sarıyer, Bakırköy, İstanbulspor her yede, 13-14 maçı İstanbul sınırlarını hiç çıkmadan yapıyordu. Aldıkları şampiyonluklarla övünenler, bu şampiyonlukları Yeşildirek, Karagümrük, Kasımpaşa gibi onlarca İstanbul mahalle takımını yenerek kazandıklarını dile getirmezler. Tramvay, dolmuş, şehir hatları vapuru ile alınan şampiyonluklarla övünenlere, kapaktır aslında bizim; iki gün yol gidip iki günde geriye dönüp ve hiç dinlenmeden bir gün idman yapıp, ardından müsabakaya çıkarak kazanılan şampiyonluklarımız…” Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…

 

            1983-1984 yılları ise kimimiz için şehrin son horonu, kimimiz içinse mazide kalan son şampiyonluk. Ama asla unutulmaz o büyük gün. 12 yaşındaydım ve elimdeki küçük plastik topla mahalle bakkalının kapısında, radyodaki maça pür dikkat kesilmiştik, ben ve arkadaşlarım. Duvardaki saatli maarif takvimin sayfası 1 Nisan 1984’ü gösteriyordu. Spikerin tabiriyle, ayaklarına gelen şampiyonluğu kaçırmak istemeyen Fenerbahçeli taraftarlar, bütün stadı doldurmuştu. Her zaman olduğu gibi, Trabzonspor taraftarı yine yalnız bırakmamıştı takımını, ellerindeki bordo-mavi bayraklarla. Fenerbahçe için, bir bakıma “tamam” veya “devam” maçıydı. Bu atmosferde sahaya çıkılmıştı… Tribünlerden gelen uğultu, radyonun hoparlöründen bizlere kadar ulaşıyordu. Maç bütün hızıyla devam ediyor, top bir o kalede bir bizim kalede geziniyordu. Bizim kalemize her gelişinde ise benim çocuk yüreğim güvercin misali göğüs kafesimi yarıp, dışarıyı, özgürlüğe uçmak istiyordu heyecandan. Dakikalar maçın sonlarına yaklaşmıştı. Artık maç ömrünü tamamladı tamamlayacak derken, seksendokuzuncu dakikada Turgay’ın ortasına o nefis kafayı vuran Dobi Hasan ile, değil Kadıköy’ü bütün yandaşlarını susturuyorduk… Bu sonuç şampiyonluk için büyük bir avantaj sağlamıştı bize. Ardından o zamanki adıyla Türkiye Kupasının ilk ayağında Beşiktaş’ı, ardından da ligde tek rakibimiz olarak kalan Galatasaray’ı Avni Akerin çimlerine gömerek şampiyonluğu garantiliyor, son maç olan Karagümrük maçı beklenmeye başlanıyordu, bütün stad bayram yeri gibi süslenerek. Tabiî ki buradan çıkacak sonuç çokta önemli değildi. Çünkü şampiyonluk kupası altıncı ve hepimizin hatırladığı gibi son kez müzemizdeki yerini almış, bununla da yetinmemiş kupa finalinde Beşiktaş’ı İzmir’de 2-0’la geçerek sezonu çifte kupayla tamamlamıştık.  Keşke; Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni…

 

            Necati Cumali belki de; Trabzonspor’un almış olduğu bu şampiyonlukların altında yatan en önemli etkeni, Trabzon’u ve Trabzon insanını tanımlarken anlatıyordu bizlere; “Önü, huyunu suyunu hep bildiğimiz, günü gününe uymaz, sert Karadeniz… Trabzon’lu, çatık kaşlı, şakasız ana ile babanın elinde büyüyor. Ekmeğini kazanabilmek için, eline ayağına çabuk, çalışkan olmak, aklının bütün gücünü ayaklandırmak zorunda. Trabzon oyun havalarının kıvraklığı, canlılığı bu yaşam serüveninin sonucu. O havaların sevinç taşıması bu yüzden. Doğayı yenen insanın sevinci…”

 

       İşte; Yalnız Bu Onurlu Duruşun İçin Sevdim Seni…

 

Erkan ERGÜL

 

 

 

(*) Lokman Şair Cemal Süreya’nın dizesidir.

Kaynak ;  Fırtına, ihtilal, Efsane Trabzonspor-Derleyen Hakan Kulaçoğlu

 

 

Yaşamak

7/3/2009 · Kategori: Siir

YAŞAMAK

 

Ben mi geleyim
sen mi gelirsin.

iki cephe arasını
bir kere olsun
barış için koşmaya ne dersin!

Süngü çıkar
silah bırak.
Yaşam için üç defa;
            Barış, Barış, Barış

 

05.01.2009

 

Erkan Ergül

Bana dair...

16/8/2008 · Kategori: Fotograflar_im_




Reis...



Yeğenim, Nil... Emiceyim yani Gülümse






« Önceki ::